Son günlerde yaşanan okul saldırılarına bakıyorum, geçen dönemde yaşananları düşünüyorum ve artık bir veli olarak gerçekten yoruluyorum.
Çünkü asıl konuşmamız gereken sorunların üzeri her defasında biraz daha örtülüyor gibi hissediyorum.
Bir anne olarak benim en büyük korkularımdan biri artık şu:
Çocuğum okula gittikten sonra eve dönebilecek mi?
Bir çocuğun annesinin aklına böyle bir soru gelmesi bile başlı başına korkunç değil mi?
Okulun önünde birkaç gün polis bekletmek, güvenlik önlemlerini geçici olarak artırmak elbette gerekli olabilir. Ama bunun kalıcı çözüm olmadığını hepimiz biliyoruz. Peki asıl çözüm için daha neyi bekliyoruz?
Kaç masum çocuğun canının yanması gerekiyor?
Kendimizi birkaç saniyeliğine, evladını kaybeden bir anne babanın yerine koyalım.
O anı düşünmek bile insanın nefesini kesiyor.
10 yaşındaki bir çocuğun bıçak darbeleriyle ya da silahla hayatını kaybetmesi ne demek?
Ben bunu kendi vicdanımda bile bir yere koyamıyorum.
Çocuklarımızın okulda bilmesi gereken şey; teneffüste arkadaşlarıyla koşturmak, bahçede oyun oynamak, dersine girmek, öğretmeninden bir şey öğrenmek olmalı.
Bir silahtan nasıl korunacağını değil, bir oyunda arkadaşına nasıl pas vereceğini düşünmeli.
Biz ne ara çocuklarımız için “kurşun geçirmez çanta mı alsak?” diye düşünür hale geldik?
Ne ara okul kapısından giren çocuğumuzun güvenliğinden endişe etmeye başladık?
Eskiden okullarda yangın köşeleri olurdu. Çocuklara olası bir yangında ne yapacakları anlatılırdı. Şimdi okul güvenliğini düşündüğümde, aklıma bunlardan önce bambaşka ihtimaller geliyor.
Ve bu düşünce bile insanın içini acıtıyor.
Artık sadece “olay olduğunda ne yapacağız?” sorusunu değil, “Bu olayın yaşanmaması için ne yapacağız?” sorusunu konuşmamız gerekiyor.
Ne yapılacaksa hemen yapılmalı.
Ama bu yalnızca devletin, okul yönetiminin ya da öğretmenin sorumluluğu da değil.
Biz velilerin de yapacağı çok şey var.
Çocuklarımızı daha fazla dinlemeli, davranışlarındaki değişiklikleri fark etmeli, bir sorun olduğunu düşündüğümüzde “nasıl olsa geçer” dememeli ve gerektiğinde ilgili mercilerden yardım istemeliyiz.
Çünkü “Benim çocuğum yapmaz.” demek işin en kolay kısmı.
Önemli olan kendi çocuğumuzun davranışlarını görmezden gelmemek kadar, başka bir çocuğun yardım çağrısını da görmezden gelmemek.
Bir çocuğun öfkesini, dışlanmasını, zorbalığa uğramasını, şiddete eğilimini veya arkadaşına yönelik tehdidini “çocuk işte” diyerek geçiştirmemeliyiz.
Çünkü bazen büyük bir felaket, yetişkinlerin küçük gördüğü bir işaretle başlıyor.
Biz çocuklarımızı okula eğitim alsın, arkadaşlarıyla oynasın, büyüsün ve güzel bir gelecek kursun diye gönderiyoruz.
Onları korkuyla göndermek istemiyoruz.
Bir çocuğun okuldan eve sağ salim dönmesi bir lütuf değil, olması gereken en temel şeydir.
Ve artık bunu söylemek için daha fazla çocuğumuzu kaybetmememiz gerekiyor.
Yazar/Hasret BAŞIBÜYÜK