AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, geçtiğimiz günlerde Hatay’da Belen Otoyolu’nda yaptığı incelemelerin ardından açıklamalarda bulundu.
Yayman, İskenderun-Topboğazı Otoyolu Projesi’ni 2028’in sonunda ya da 2029’da tamamlamayı hedeflediklerini anlattı. “Hatay’da ova ve deniz buluşacak.” dedi. Projenin sekiz yıl içerisinde kendisini amorti edeceğini söyledi, ardından da dikkat çekici bir başka cümle kurdu: “Şam ve Halep denizle buluşacak.”
Yayman, incelemeleri boyunca İskenderun-Topboğazı Otoyolu’nun Orta Doğu açısından taşıdığı stratejik önem üzerinde durdu. Projenin bölgenin ulaşım altyapısına önemli katkı sağlayacağını ifade etti.
Projeyi, Orta Doğu’nun en büyük projelerinden biri ve bir anlamda Halep, Şam ve Antakya’yı denizle buluşturacak büyük bir yatırım olarak değerlendirdi. Ardından benim asıl dikkatimi çeken cümleyi kurdu: “Biz aslında Hatay’ın içindeki Berlin Duvarı’nı kaldırmış oluyoruz.”
Şimdi en başta şunu söylemek gerekiyor.
Bu proje oldukça kıymetli. Hatta geç kalınmış, harekete geçilmesi için ne yazık ki büyük bir felaketin yaşanması gerekmiş bir proje. Sadece bu yönü bile başlı başına önemli.
Diğer taraftan Orta Doğu ulaşımını hedefleyen, ticari hareketliliğin kolaylaştırılmasını öne çıkaran bir projeden söz ediyoruz. Tabii burada Suriye ile Türkiye arasındaki ikili ilişkileri ve Türkiye’nin Suriye üzerindeki ticari gelecek hedeflerini de birlikte okumak gerekiyor.
Cilvegözü Sınır Kapısı’nın “yenilenmesi” de bana göre bu projenin devamındaki asıl parçalardan biri.
Sonrasında ise defalarca dile getirdiğim mesele geliyor: Hataylı ticaret erbabının Suriye pazarından ne kadar pay alacağı... Dolayısıyla projenin “hedef” kısmına katılıyorum. Ancak bu hedefin başarıya ulaşmasını bazı şartlara bağlıyorum.
Burada belki birçoğumuz Yayman’ın “Şam ve Halep denizle buluşacak.” cümlesini “Nasıl?” sorusuyla karşılayabiliriz. Eğer kastedilen ticaretse, burada benim de bazı soru işaretlerim var.
Lazkiye Limanı varken, ticari anlamda Şam’ın ana durağının İskenderun olacağını düşünmek kolay değil. Halep üzerinden süreci okuyacaksak bu kez Halep pazarındaki Gaziantep etkisini ve Amanos Tüneli’ni aynı denklemin içerisinde değerlendirmek gerekiyor.
Kaldı ki Amanos Tüneli’nin ekonomik önceliğinin önemli bir bölümünü Gaziantep oluşturuyor.
Bir de Payas’ta yapılması planlanan liman meselesi var. Burada sorulması gereken soru şu: Hatay bu ticaret koridorundan gerçek anlamda ne kadar pay alacak?
Bu sorunun cevabını da yalnızca “Hatay’da vergi bırakacak mı?” üzerinden okumamak gerekiyor.
Gelelim Berlin Duvarı meselesine...
Burada iş biraz değişiyor.
Bugün İskenderun ile Antakya arasındaki mesafeyi 10 dakikaya bile düşürseniz, iki bölge arasındaki ekonomik ve sosyolojik makası 10 yılda kapatamazsınız.
Çünkü iki bölge uzun zamandır aynı ekonomik dünyayı yaşamıyor. Yaşaması da mevcut şartlarda pek mümkün görünmüyor.
Bu söylediğim bazı insanların canını sıkabilir.
Ama Hatay’ı ekonomik göstergelerde yukarı taşıyan rakamların ilçe ve bölge dağılımına baktığınızda karşınıza çıkan tabloyu da konuşmak zorundayız.
Sanayinin, ihracatın, liman faaliyetlerinin ve büyük ölçekli ticaretin önemli bir bölümü İskenderun Körfezi hattında yoğunlaşıyor. Türkiye’nin ilk sıralarda yer almasının en büyük parametresi bu. Ovadan yansıyan rakamlar ise çok düşük.
Dolayısıyla ortada yalnızca kilometrelerle ölçülen bir mesafe yok. Ekonomik bir mesafe var.
İşte Berlin Duvarı benzetmesi yapılacaksa bence asıl buraya bakmak gerekiyor.
Doğu ve Batı Almanya elbette Hatay’ın iki bölgesiyle birebir karşılaştırılabilecek yapılar değil. İki ayrı siyasi ve ekonomik sistemden söz ediyoruz.
Ancak Berlin Duvarı’nın iki tarafında yıllar içerisinde oluşan ekonomik ve sosyolojik farklılaşma bize önemli bir şey anlatıyor. Batı Almanya’da piyasa ekonomisi, ticaret ve tüketim imkânları gelişirken Doğu Almanya’da farklı bir ekonomik sistem ve çok daha güçlü devlet kontrolü vardı.
Konut ve istihdam politikalarından gündelik yaşama kadar iki tarafta birbirinden farklı hayatlar oluşmuştu. Duvar 1989’da yıkıldı.
Ama betonun yıkılması, iki taraf arasındaki bütün ekonomik ve sosyolojik farklılıkları bir gecede ortadan kaldırmadı.
Şöyle ifade etmek isterim: Dağı delmek mühendislik meselesidir; ekonomik ve sosyolojik duvarı yıkmak ise kalkınma meselesidir.
Bugün Hatay’ın “Berlin Duvarı”nı yıkmanın yolu yalnızca İskenderun-Topboğazı Otoyolu’nu yapmak değildir. “Ova denizle buluşacak.” deniliyor. Ama bugün o ovanın çiftçisi tarlasını sürecek mazotu bulmakta zorlanıyor.
Dolayısıyla Sayın Yayman’ın projenin stratejik önemine ilişkin söylediklerine genel itibarıyla katılmakla beraber, kullandığı retoriğin altını da bu gerçeklerle doldurmak gerektiğini düşünüyorum.
Hatay’ın ulaşım altyapısında gerçekten çok önemli yatırımlar yapılıyor. Bunu görmemek haksızlık olur. Ama mesele artık sadece yol değil.
Bugün iki bölge ekseninde tabloya baktığımızda, Berlin Duvarı’nın bırakın yıkılmasını, ekonomik ve sosyolojik açıdan her geçen gün biraz daha yükseldiğini söylemek gerekiyor.