Yeni Parti açıklamasının ardından siyasetin gözleri, kimin istifa ettiğine, kimin ise etmeyeceğine çevrildi. Özgür Özel’in "yürüyelim" çıkışının ardından önce Hakan Tiryaki, ardından CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, sonrasında bazı ilçe başkanları ve partili isimler istifalarını duyurdu. Eski milletvekilleri arasında ise ilk istifa eden isim İsmet Tokdemir oldu. CHP’li belediyeler ise net bir şekilde Özgür Özel’e destek açıklamalarında bulundu.
Bu süreçte bir siyasetçinin baştan sona Özgür Özel’i ya da Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemesini siyaseten anlayabilirsiniz. Hatta bazı siyasetçilerin her iki ismin de belirli noktalarda haklı, belirli noktalarda haksız olduğunu düşünmesini de normal karşılayabilirsiniz.
Sonuçta siyasetçiler kendi gerekçeleri doğrultusunda bir çizgi belirler ve o çizgiye göre hareket eder. Bu isimlerden biri de Nermin Yıldırım Kara. Nermin Hanım’ın siyaseten aldığı tavır, Özgür Özel’e mesafeli gibi görünse de kendi içinde oldukça tutarlı bir duruş sergiliyor. Bu tavrı siyaseten tartışabilir, yorumlayabilirsiniz. Haklı bulursunuz ya da haksız bulursunuz. Ancak günün sonunda belirleyici olan, ortaya konulan çizginin tutarlılığıdır.
Fakat bazı tavırları anlamlandırmak bu kadar kolay değil. Gri alanda kalmak yerine, son dakikaya kadar Özgür Özel’in yanında gibi görünüp son anda aklına "baba ocağı" gelenlere odaklanmak gerekiyor.
Çünkü siyasette asıl tehlikeli olan bu profildir.
İzle, gör, karar ver, kâr-zarar hesabı yap, sonucu bekle ve ona göre pozisyon al… İşte Türk siyasetinin merkezinde uzun yıllardır duran denklem tam da budur.
Butlan kararının ardından sabah akşam Özgür Özel’in yanında görünen, son Adana mitinginde ise güle oynaya fotoğraflar paylaşan CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur da bu isimlerden biri. "Sözde" Özel’ci rolünü o kadar başarılı oynadı ki, günün sonunda ortadan kaybolmasını ne siyasi gerekçelerle açıklayabiliyorsunuz ne de siyasi etik açısından izah edebiliyorsunuz.
Nermin Yıldırım Kara’ya bu süreçte eleştiri yöneltenlerin görmesi gereken nokta tam da burası. Önceki videomda "yeni" kavramından söz etmiş, bu kavrama ilişkin bazı çıkarımlarımı paylaşmıştım. İşte onlardan biri de buydu.
Benim açımdan mesele siyasi isimler değil; siyasi isimlerin günü kurtarmaya yönelik sığ siyaset anlayışı.
İşte bu sığlık yüzünden depremden bu yana Hatay’da güçlü bir muhalefet göremedik. Bu yüzden rezerv alanlarda mağduriyetler arttı. Bu yüzden son bir yıldır konut, hak sahipliği ve hukuk süreçleri siyasetin gündeminde yeterince yer bulamadı. Bu yüzden Ulu Cami tamamlanamadı. Bu yüzden Uzun Çarşı yıkıldı. Bu yüzden esnafın ne borçları silindi ne de faiz yükü hafifletildi.
Bakınız…
Burada bir kavramı doğru tanımlamak gerekiyor.
Burada bir kavramı doğru tanımlamak gerekiyor.
"Dile getirmek" siyasetçinin görevi değildir. Dile getirmek gazetecinin görevidir. Gazeteci gider, araştırır, konuşur ve haberleştirir. Siyasetçi ise dile getirilen sorunu bir kez daha tekrar etmek yerine çözüm üretir. Muhalefet eder, alternatif ortaya koyar ve çözüm önerisi geliştirir.
Bu konuya en yakın örnekleri görmek isteyenler DEM Parti Milletvekili Perihan Koca’ya ya da Saadet Partisi Milletvekili Necmettin Çalışkan’a bakabilir.
Ancak bu kavramlar birbirine karıştığında, yani siyasetçiler gazetecilik yapmaya başladığında ortaya çıkan tablo da başarısızlıktan başka bir şey olmuyor.
Bugün gelinen noktada Hatay’da "yeni" adıyla farklı bir muhalefet anlayışı doğarken, "eski" alışkanlıkların ne başarı getireceği ne de sonuç üreteceği ortada.
Halkın penceresinden bakıldığında tablo ise oldukça olumsuz. Bir yandan Özgür Özel’e yapılanları haksızlık olarak gören vatandaşlar, diğer yandan kendi hak arayışlarında yalnız bırakılmayı da aynı şekilde haksızlık olarak değerlendiriyor.
Hatay’da önceki yazımda dile getirdiğim yüzde 60’a 40 oranının hâlâ arkasındayım. Ancak bu tablonun nedenleri doğru analiz edilmezse günün sonunda iktidar istediği sonucu yine elde edecektir.
Bu nedenle CHP’de eski ya da yeni tüm kadroların tutumuna söylem ve eylem tutarlılığı açısından bakıyorum. Bu açıdan değerlendirildiğinde Mehmet Güzelmansur’un sergilediği tutum, siyaseten ibret alınması gereken bir örnek olarak önümüzde duruyor.
Diğer taraftan ne Nermin Hanım’ın, ne Servet Bey’in, ne İsmet Tokdemir’in ne de farklı isimlerin ortaya koyduğu tavırlarda bu denli garipsenecek bir durum görüyorum. Çünkü onların duruşları en azından kendi içinde tutarlı.
Peki halk ne arıyor?
Vatandaş açısından tablo iç açıcı değil. Neredeyse her süreçte hata yapan, yanlış söylemler üreten ve günün sonunda iktidarın karşısında sessiz kalan bir siyaset anlayışından rahatsız olan insanların sayısı oldukça fazla. Bu rahatsızlık, Yeni Parti çatısı altında unutulacak ya da unutturulacak bir tablo değil.
İşte tam bu noktada yine sıfır toplamlı siyaset anlayışı karşımıza çıkıyor. Bir tarafın kazancını diğer tarafın kaybı olarak gören, toplamı değiştirmeyen bu siyaset anlayışından çıkılmadığı sürece ne yeni isimler ne de yeni tabelalar Hatay’ın sorunlarını çözmeye yetecektir.
Gazeteci/Yazar Mustafa DİLEK