KÖŞE YAZISI

Hatimioğulları'nın "100 Yıllık Zihniyet" Rahatsızlığı

Hatimioğulları'nın "100 Yıllık Zihniyet" Rahatsızlığı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Yeni Parti'deki ret oylarını konuşurken, "Yeni Parti'nin içindeki ret oylarının bir kısmı bazı iktidara güvensizliklerden olabilir. Bazıları da 100 yıllık zihniyeti devam ettirdikleri için de oy vermediler. Tamamından oy beklerdik ancak buradan bazı tartışmaları derinleştirmek de istemem." ifadesini kullandı.

Burada “100 yıllık zihniyet” sözünden kastı, herkesin apaçık anlayacağı şekilde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı.

Cümlenin devamında ne diyor? “Devam ettirdikleri için.”

Devam eden ne?

Anti-emperyalist duruş, bir millet olgusu, ulus devlet, tam bağımsızlık duruşu, İstiklal Marşı’nın tekrar yazılmaması…

Yani mesele yalnızca geçmiş değil. Mesele, o geçmişten bugüne taşınan ve “devam ettirildiği” söylenen değerler.

Sayın Hatimoğulları’nın bununla birlikte iktidarı rahatsız eden söylemleri de oldu. Netanyahu’nun "Sen de Kürtleri dövmekten vazgeç." sözleriyle iktidarı hedef aldı. Ardından, sözlerim bağlamından koparıldı demeye getirdi.

Yetmedi! Şunu da ekledi: "Diyorlar ki ‘silah bırakıp bizim aramızda normal insanlar olarak dolaşacaklar.’ Yani orada kendini Kürt ile eşitlemek istemeyen, kendini üst kimlik olarak gören bir anlayış var."

Allah Allah!

Eline silah alıp insanımızı öldüren, polisimizi, askerimizi şehit eden teröristlerin “normal” insanlar gibi aramızda dolaşmasını yadırgamak nasıl bir üst kimlik tanımlaması olarak ele alınıyor?

Burada sorulması gereken soru tam da bu.

Silah kullanmış, insan öldürmüş bir teröriste yönelik toplumsal tepkiyi, bir halkı diğerinden üstün görme anlayışıyla aynı zemine taşımak hangi mantıkla açıklanabilir?

Bakınız, tüm bu söylemler boş değil…

Çünkü kullanılan her kavram, yapılan her tanımlama bizi bir sonraki tartışmaya hazırlıyor.

Sonra iş nereye gidiyor?

Yeni Parti’den Sezgin Tanrıkulu, “Kürt sorununda üç temel başlığımız var: Eşit yurttaşlık, ana dil, yerel yönetimler. Kurultayda gelecek eleştiri ve katkılarla parti programımızı daha da zenginleştireceğiz.” sözlerini pat diye söylüyor.

Neden söylüyor?

Çünkü Atatürkçü olduğunu iddia eden Yeni Parti’nin parti programında bunlar olduğu için söylüyor. “Genişleteceğiz.” diyor.

Peki, nereye kadar genişletecekler?

Yani açık açık tanımlama yapmasa da bu genişlemeden kastının “federasyon” olduğunu eminim hemen herkes anlamıştır.

İşte tam da bu nedenle kavramların peşinden gitmek gerekiyor. Çünkü bugün “eşit yurttaşlık”, “ana dil” ve “yerel yönetimler” başlıklarıyla başlayan tartışmanın yarın hangi siyasi ve idari modele bağlanacağı asıl mesele olacak.

Değerli okurlar, Tüm bunların bir anlamı ve amacı var.

Daha önce söylediğim gibi, önce anayasa değişikliği ile gelecek olan “demokratik cumhuriyet” kavramıyla içinden Atatürk’ün çıkarıldığı bir yönetim.

Ardından 100 yıllık hesaplaşma(!)

Çünkü “100 yıllık zihniyet” denildiğinde önümüzde duran tarih bellidir. Cumhuriyet’in kuruluşunun üzerinden geçen süre bellidir. O yüz yılın hangi tarihsel kırılmayla başladığı da bellidir.

Daha önce defalarca söylediğimi tekrar etmekte fayda var. Batı’nın uşakları 100 yıl önce yırtılan o ateşten gömleği yeniden dikti, ilmek ilmek ördü; üstelik buna sözde Atatürkçü partilerin ve aktörlerin ellerine de vererek ilk düğmeyi ilikledi.

Tablo bu kadar net.

Toplumsal mutabakat o kadar çok dillendirildi ki işe “hayır” diyenin, yani üniter yapıyı, ulus devleti, Atatürk’ü, Cumhuriyeti korumaya kalkanların vay hâline!

Çünkü bugün tartışmanın dili öyle bir noktaya doğru ilerliyor ki karşı çıkanın neden karşı çıktığından çok, hangi “zihniyetin” temsilcisi olduğu sorgulanıyor.

Yeni teröristler(!) bu zihniyete sahip insanlar olursa şaşırmam.

Bugün “100 yıllık zihniyet” denilerek tarif edilenlerin yarın hangi kavramlarla ötekileştirileceğini de hep birlikte göreceğiz.

Tülay Hatimoğulları’nın da 100 yıllık zihniyetten kastı işte bu. Bunları savunanlar bizim için “düşman” demeye getiriyor.

Sadece bu değil.

Pazartesi günü DEM Parti’den Tuncer Bakırhan’ın TBMM tutanaklarında bulabileceğiniz Genel Kurul konuşmasına dönüp baktığınızda işin vehametini daha iyi anlarsınız.

Çünkü mesele artık tek bir siyasetçinin tek bir cümlesinden ibaret değil. Cümleleri yan yana koyduğunuzda ortaya çıkan siyasi tabloya bakmak gerekiyor.

Ama bize sürekli “cambaza bak” dedikleri için kör olmuş durumdayız.

Üstelik bu kez Türk Milleti de ipin üstünde. Cambazın hemen dibinde. Sirkin sahipleri Orta Doğu’dan tutun, Hürmüz’e, oradan gelin Ruhban Okulu’na kadar her şeyi bir bir oynatıyor.

Halk cambazın hemen ensesinde dengede durmaya çalışırken kimin gerçek Atatürkçü, kimin sahte Atatürkçü, kimin sahte muhalefet, kimin gerçek muhalefet olduğunu, kimin Cumhuriyet düşmanı, kimin Atatürk düşmanı olduğunu göremiyor.

Çünkü gözümüz cambazın ensesinde. Oysa bakmamız gereken cambaz değil, üzerine çıkartıldığımız ip. İp dediğime bakmayın. Bir anayasa değişikliğine bakar.

İpi kesecek makasın adı pazartesi günü kondu. Şimdi makası ellerine alıp ipi kesmelerini bekliyoruz. Mesele, o makasın kimin elinde olduğundan çok, kesildiğinde aşağıya düşeceğini anlama meselesidir.

Aynı zamanda Türk Milleti’nin kaderidir bu. Hafızası düşmeye yakın çalışır.


Gazeteci/Yazar Mustafa DİLEK

TAKİPTE KALIN
PUAN DURUMU
# TAKIM O P