KÖŞE YAZISI

Statü

Statü

Türkiye’nin son beş yılı gerçekten enteresan. “Nereden, nereye?” dediğimiz bir süreçte, PKK’nın Temmuz 2025’te Irak’ta silah yaktığını gördük. Medya günlerce “PKK silah bıraktı, şartsız silah bıraktı, bir al-ver yok, KCK da feshedilecek.” şeklinde haberler yapmaya başladı.

Oradan buraya gelinen süreçte ise “yok” denilen ne varsa “var” oldu.

Aradan geçen bir yılda al-ver’in hatları oluşturuldu, PKK’nın silah bırakma töreninin göstermelik olduğu ortaya çıktı, KCK’nin tam bir fesih kararı almadığı görüldü. Nitekim al-ver sürecinde, geçtiğimiz hafta TBMM’den geçen çerçeve yasa ile “yeni bir aşama” geçtik denildi.

Ve gelinen noktada “statü”, teröristbaşı Öcalan’a verilmiş oldu.

Al-ver ayyuka çıktı, yoklar var oldu ve Öcalan, AK Partili Savcı Sayan’ın “PKK’nın silahından kurtardığımız bölgeyi, Apo’nun siyasi hâkimiyetine teslim etmeyelim!” sözleriyle dikkat çektiği biçimde, Orta Doğu stratejisinde bir anda söz sahibi oluverdi.

Nitekim süreçte serbest bırakılan eli kanlı teröristlerin “pişmanlık” duymadıklarına yönelik açıklamaları ise toplumun sinirlerini iyice bozdu.

Bir yanda 1984 kutlamaları, diğer yanda sabah 5’te gazilerin yaka paça parklardan çıkarılması…

Bir yanda al-verin kazananı olan PKK’nın Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki kutlamalarına sessiz kalanlar, diğer yanda hak arayışındaki gazilerin durumuna üzülüp gözyaşı dökenler…

İşte ne yazık ki tablomuz bu.

Statü kazanan teröristbaşı Öcalan, bu aralar muhalefetten İran’a kadar her noktaya ayar verir pozisyonda. Şimdi önce muhalefet ayarından başlayalım.

Silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu üyesi statüsü kazanan Öcalan, Yeni Parti’ye “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer.” diyor.

Bu cümlenin meali şu:

Benimle masaya oturmadan iktidara yürüyemezsin.

Bakmayın “demokrasi” söylemlerine…

Burada da pazarlığın olduğu apaçık. Öcalan, sözde Atatürk’ün emanetine sahip çıkan Yeni Parti’ye “Direnç göstermeyin, kabullenin.” mesajı veriyor.

Ne gariptir ki onun öncesinde de Altan Tan, “DEM Parti, erken seçim kararında da Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Cumhur İttifakı’nı destekleyecek.” çıkışında bulunuyor.

İşte tüm bunlar Öcalan’a verilen gizli ve gerçek statünün dışa vurumudur:

Ülkenin iktidarını belirleme gücü.

Bir taraftan devletle süreç yürüttükleri iddiasına karşın Cumhur İttifakı’na destekten söz ediliyor, diğer taraftan muhalefete “İmralı’dan geçmeden iktidara gidemezsin.” mesajı veriliyor.

Öcalan’ın statüsünün görünmeyen, hatta belki de görmezden gelinecek asıl yönü ise “Bensiz kimse kazanamaz.” hakkının verilmiş olmasıdır.

Peki, mesele yalnızca Türkiye mi? Değil.

Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın aynı zamanda Orta Doğu’da İran’ı hedef göstererek “İran böyle bırakılamaz. Suriye nasıl son dönemini yaşıyorduysa bu Şia iktidarı da son dönemini yaşıyor.” çıkışı ne anlam ifade ediyor?

PJAK’ın silah bırakma sürecinin öyle hemen olmayacağı anlamını içeriyor.

E, şimdi başa döndük. Hani geçtiğimiz yıl silah bırakma KCK’nın tüm unsurlarına dönük olacaktı?

Diğer yandan dün gece SDG’nin lideri Mazlum Abdi, “Entegrasyon süreci tamamlandı.” dedi.

Yüzlerce terörist, Suriye’nin ordusunda bir anda “milli” oluverdi…

Şimdi “anayasal süreç” diyor Mazlum Abdi.

Değerli Okurlar,

Tüm bunlar bize gösteriyor ki kandırılmaya devam ediyoruz.

Eline mikrofon alıp “al-ver yok” diyenlere bakmayın siz. Bakın, tüm bu yazdıklarım tek tek gözlerimizin önünde oluyor.

“Anlaşma yok.” diyenlere de bakmayın. “Sıkı pazarlık” hâlindeler.

Öcalan bu yüzden Yeni Parti’ye parantez açıyor.

Kimsenin barışla bir derdinin olmadığı bir coğrafya Anadolu. Ama Anadolu aynı zamanda hıyanetlerin, Batı düşkünlüğünün pençesinde de olan bir coğrafya.

Bugün göz göre göre yaşananlarda dertleri, 100 yıllık zihniyetle, Cumhuriyet’le, Atatürk’le, üniter yapıyla ve Türk Milleti’yle.

Türk Milleti ise kendisine anlatılanlara inanıp inanmadığını, inanıyorum ki sandıkta gösterecek ve gereken cevabı sandıktan vermiş olacak.


Gazeteci/Yazar Mustafa DİLEK

TAKİPTE KALIN
PUAN DURUMU
# TAKIM O P