Bir süredir AFAD’ı ilgilendiren bazı başlıklar üzerine sizlerden gelen sorulara, dün AFAD İl Müdürü Kubbettin Akman ile görüşerek cevap bulmaya çalıştım.
Bu süreçte en çok merak edilen konu, hâliyle tahliye meselesi. Daha önce hem “Konteyner Kent Sosyolojisi” hem de “Tahliye Süreci” başlıklı köşe yazılarımda bu konuyu iki kez dile getirdim. Kendi fikirlerimi, sahadaki gözlemlerimi sizinle paylaştım.
Kamuoyunda ne yazık ki yapay zekâ ile sözde gazetecilik yapıldığı için bazen algılar, olguların önüne geçebiliyor. Ama hakikat her zaman tektir. Hakikat konteyner kentlerin insanlara saygıda kusur etmeden boşaltılmasıdır.
Burada öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın ortaya koyduğu program, en başından beri uygulanıyor. Bu program ne değişti ne de değiştirildi. Süreç, 7 farklı yöntem üzerinden halka da anlatılıyor.
Birincisi, hak sahibi olup konutu henüz teslim edilmeyen vatandaşlar…
Konteyner kentlerin kapatılma sürecinde bu vatandaşlarımız, konutları teslim edilinceye kadar talepleri doğrultusunda faaliyetine daha uzun süre devam edecek başka bir konteyner kente naklediliyor.
İkincisi, kamu personeli…
Konteyner kentlerde barınan kamu personelinden hak sahibi olmayanlar, gelir düzeyleri sınır üstü kapsamında değerlendirildiğinden tahliye ediliyor. Hak sahibi olan kamu personelinin ise hak sahipliği kapsamında konteyner kentlerde barınmasına devam ediliyor.
Üçüncüsü ve bana göre en önemli başlıklardan biri, SYDV gelir durumu…
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından gerçekleştirilen gelir sorgulaması sonucunda sınır üstü olduğu tespit edilen vatandaşların tahliye işlemleri gerçekleştiriliyor.
Sınır altı olduğu tespit edilen vatandaşlardan kira desteği talep edenlere ise kaymakamlıklar tarafından aylık 10.000 TL kira desteği sağlanıyor. Kira desteği talep etmeyen vatandaşlar da talepleri doğrultusunda başka konteyner kentlere naklediliyor.
Burası önemli. Çünkü Hatay Valiliği burada ciddi bir inisiyatif almış durumda.
Dördüncüsü, konutu teslim edilen veya oturuma hazır konutu bulunan hak sahipleri…
Konutunu teslim almış ya da konutu oturuma hazır durumda bulunan hak sahibi hanelerin tahliye işlemleri gerçekleştiriliyor.
Beşincisi, az hasarlı veya hasarsız konut sahipleri…
Az hasarlı veya hasarsız konutu bulunduğu tespit edilen haneler tahliye ediliyor.
Altıncısı, afetle ilişkisi bulunmayan kişi ve haneler…
Bu hanelerin de konteyner kentlerden tahliye işlemleri gerçekleştiriliyor.
Bu yedi yöntemin uygulanması bana göre en doğal durum.
Tabii bana özel olarak ulaşıp spesifik mağduriyet yaşayan vatandaşların sorunlarını da bu buluşmada ilettim ve çözmeye çalıştım. Sonrasında ailelere bir bir ulaşarak bilgi verdim, süreci kolaylaştırmaya gayret ettim.
Şimdi gelelim anahtar teslim süreçlerine…
TOKİ konutlarında, özellikle altyapısı devam eden bazı bölgelerde hava koşulları nedeniyle belli hasarlar oluşmuş. Bu hasarların büyük kısmı giderilmiş ve ailelerin konutlarına yerleşmesi için çağrıya çıkılmış durumda.
TOKİ konutlarında Ekim/Kasım aylarında sürecin tamamlanması bekleniyor. Gördüğüm sunumlara, çalışmalara ve saha raporlarına dayanarak ben de bu öngörüyü destekliyorum.
Evet… Çok ama çok gecikti. Ama gelinen noktada tünelin ışığı görünüyor.
Ayrıca bu bölüm özelinde bilgilendirme ofislerinden faydalanmakta yarar var. Trafik ve ulaşım sorunlarının olduğu bu şehirde ofise gidip gelmek ne kadar çile olsa da elimizde olan bu… Ofisler şu an bütün hatlara hâkim.
Konut ödeme takvimleri
Hepinizin belki de en çok merak ettiği başlık bu.
GEDAŞ-TOKİ-Emlak Konut’un oluşturduğu bir ekip uzun süredir konut fiyatları üzerinde çalışıyor. Burada hem GEDAŞ hem TOKİ hem de AFAD yetkilileriyle yaptığım görüşmelerden aldığım dönüt şu:
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fiyat açıklaması öncesinde başlayan bir mahsuplaşma masası var. Her bölgenin fiyatları tek tek çıkarılıyor.
Hatta bazı bölgelerde ortaya çıkan rakamları da biliyorum. Ancak şu aşamada bunları açıklamam etik olmaz.
Özellikle rezerv alan hesaplamalarında ise artık son aşamaya gelinmiş durumda. Eylül ayı içerisinde fiyatların duyurulması bekleniyor.
Diğer yönüyle, Aralık 2026’da sona erecek olan maddenin en az 3 ay daha uzayacağını ve son ödeme takviminin Mart 2027 sonuna kadar kayacağını düşünüyorum.
Arsa payı, hasar durumu fiyatlandırması, metrekare kayıpları vs. gibi her ayrıntının çalışılması, en azından “hak kaybı” olarak nitelendirdiğimiz bölümde insanları bir nebze olsun rahatlatacak seviyede.
Sahada ne oluyor?
Bu bölüm tamamen aldığım bilgiler ışığında kendi gözlemlerime dayanıyor.
Antakya şehir merkezinde bugün yaşanan durumun en büyük sebeplerinden biri altyapı bağlantıları. Fark edeceğiniz gibi çalışmaların boyutları büyüdükçe artık ana yollara kadar taşmış durumda. Tamamlanma sürecinin Ekim ayı başına kadar devam etmesi bekleniyor.
Fakat burada itiraz ettiğim birkaç husus var.
Madem yolu kapatıyorsunuz, halk neden bilgilendirilmiyor? Madem altyapı çalışması günler sürecek, alternatif ulaşım noktaları neden doğru düzgün oluşturulmuyor? İnsanlar neden deney faresi gibi şehir içerisinde bir çıkış aramak zorunda kalıyor?
Özellikle belediyeler, altyapısı kısmen tamamlanan bölgelerde neden doğru düzgün yol düzeltmesine gitmiyor? Örneğin eski hastane yolunun o hâli ne? Firmaların kafalarına göre iş yapmalarının önüne neden geçilemiyor?
Tabii bu soruları son 3 yıldır sorduğumuz için siyasetçiler büyük ihtimalle yine aynı yanıtı verecek: “Sabır…”
Fakat insanların sabrını istemek, sorunları yönetmek değildir.
Siyasetçilerimizin bu konudaki günü kurtarma tutumu gerçekten enteresan. İllaha bir kurdele, bir makas bekliyorlar…
Son tahlilde…
Dün bu görüşmenin ardından bazı yorumlar okudum. Üzüldüm.
Çünkü sabah 9’da AFAD il binasına gidip, 2 saati geçen bir görüşmede dünya kadar açıklama alıp, mesaimi sizlerin sorularına cevap bulmak adına harcıyorum.
Burada verilen cevaplar sizi tatmin eder veya etmez. O ayrı bir konu. Çünkü verilen cevabın içeriği benim yetkimde ve sorumluluğumda değil.
Benim işim soruyu sormak.
Şehirde ne yazık ki ciddi bir yıpranma var. Bu yıpranmanın içerisinde, siyasetçiyi karşısında görse tek kelime edemeyecek bazı tipler bize “iktidarın gazetecisi” yaftası atıyor.
Kardeşim, meydan buradaydı. Üç yıldır meydana inseydiniz!
Buyurup üç yıl boyunca benim verdiğim mücadelenin binde birini verseydiniz. Sabah yedide yıkılan binaya gitseydiniz! Gecenin 11’inde elektriksiz yaşayan insanların köy evlerindeki mücadelesinde olsaydınız!
Sokağa çıksaydınız. Soruyu sorsaydınız. Eleştirseydiniz. Öngörülerinizde haklı çıksaydınız!
Çünkü bu mesleğin en zor tarafı eleştirmek değil. Bu mesleğin en zor tarafı eşit kalabilmek.
Eşit kalıp haklının yanında durduğunuzda da sıkıntı başlıyor. Dün eleştirdiğiniz bir kurumun bugün doğru yaptığı bir işi söylediğiniz anda hemen yafta, hemen itham, hemen iftira…
Buradan açıkça söylüyorum: Gelin yüzüme söyleyin. İspat edin.
Benim kendimi bildim bileli bir hayat felsefem var. Kimin söylediğine değil, neyin doğru olduğuna bakarım.
Çünkü bir gün hak ile halk arasında tercih yapmak zorunda kalırsam…
Yine hakkı seçerim.
Gazeteci/Yazar Mustafa DİLEK