KÖŞE YAZISI

NATO 3.0 Değil, Trump-Picot 1.0

NATO 3.0 Değil, Trump-Picot 1.0

7-8 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek NATO Liderler Zirvesi için geri sayım başladı. 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi öncesinde Ankara adeta baştan sona yenilendi. Ülke genelinde NATO için gözaltılar yapıldı. NATO’ya "toz pembe" bir Türkiye sunulma çabasına girildi.


Tabi tüm gözler NATO Zirvesi'nde olunca hemen herkes NATO’nun yeni sürümünün Orta Doğu’da Türkiye lehine düşmesi beklenen (?) başlıklarına odaklandı. Önce NATO 3.0’ı konuşmadan 1.0 neydi, 2.0 neydi, o başlıklara bakalım.


NATO 1.0, kuruluşundan sonra Soğuk Savaş döneminin sona erdiği yıl olan 1991’e kadar olan dönemi; 2.0 ise 1991 yılından Ankara Zirvesi’ne kadar bölgesel terör başlıklarının ele alındığı dönemi ifade ediyor. 3.0’da ise yeni dönem ele alınacak ve özellikle iktidara yakın medyanın beklentisi, Türkiye’nin Orta Doğu’da etkin bir rol oynaması.


Tabi bu tanımlar resmî tanımlar değil, medyanın tanımı.


Şimdi gelelim iktidara yakın medyanın beklentisi ile Orta Doğu’daki gerçekliğe...


Bakınız, 21 Kasım 2025 tarihli "Orta Doğu’da Yeni Sürüm: Trump-Picot" yazımda aynen şu sözleri yazmıştım:


“Bu kapsamda Ortadoğu’da yeni bir sürüme geçiliyor. Bu sürümde Batı, ‘emperyal’ çıkarlarından vazgeçmiyor. Stratejik derinliğini artırıyor. Sykes-Picot hepimizin bildiği gibi haritalar üzerine odaklanmış bir Batı projesiydi. Şimdi ise aynı Batı, aynı emperyal hedefleri haritalara dayandırmadan enerji-yol üzerine kuruyor. Batı’nın bütün planı Doğu Akdeniz’de konuşlanmak, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol hedefini bozmak, Doğu Akdeniz’de ABD Jeoloji Araştırma Kurumunun açıkladığı 1,7 milyar varil petrol ve 3,5 trilyon m³ doğal gazın kontrolünü sağlamak, Kıbrıs’ta iki devletli çözüm yerine federasyonu hayata geçirmek. Bunu yaparken İsrail’in gücünü sağlamlaştırmak, Gazze’yi Filistinlilerin elinden almak, Şam’a yerleşmek. Bu konuda da Şam Hava Üssü’ne ABD askerinin gelecek olması, IMF-Şam ilişkileri de öyle tesadüf değil. Dün terörist dediklerine bugün kravat takmalarının asıl sebebi de işte bu.”


O tarihten sonra neler olduğuna bir bakalım.


23 Aralık 2025 tarihinde bölgede Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki üçlü zirvede savunma, güvenlik ve enerji konularında tam bir mutabakata varıldığı açıklandı. Yani birbirine üç benzemez, söz konusu Doğu Akdeniz olunca bir araya getirildi.


Şubat 2026’da Colani’yi bu anlaşmada dış kapının bekçisi hâline getiren ilk görüşmeyi de bilindik bir isim olan Tom Barrack yaptı.


Hemen ardından Mart 2026’da Türkiye’yi bypass ederek Suriye üzerinden petrolü Akdeniz’e indirmek istendiğine dair haberler yansıdı. "Irak-Suriye arasında görüşmeler yapıldı ve proje finansmanı için gerekli yatırımlar sağlandı. Irak Petrol Bakanı, Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayacak bir petrol boru hattının, Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki kapanmaları karşısında Irak petrolünün güvenliğini sağlayacağını söyledi. Projenin 2028’de tamamlanması bekleniyor." denildi.


Bu durumun Musul-Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nı etkisiz hâle getirebileceği, ayrıca Irak petrolünün İsrail’in Hayfa Limanı’ndan satılmasını sağlayacak bir proje için de görüşmelerin devam ettiği söylendi.


Haziran 2026’da ise GKRY, Yunanistan, İsrail ve ABD, Doğu Akdeniz Enerji Merkezi’ni kurdu. Bu süreçten sonra "bizim adam" olan Colani hükûmeti, Lazkiye açıklarını yani Doğu Akdeniz sahasını ABD, Fransa ve Katar şirketlerine pat diye açtı. Türkiye ise orada yoktu.sahasını ABD, Fransa ve Katar şirketlerine pat diye açtı. Türkiye ise orada yoktu.


Yine hatırlayın! Esad yönetimi ülkeyi terk ettiğinde Lazkiye Limanı’na ilk "çöken" kim olmuştu? Fransa...


Türkiye’nin NATO 3.0’dan Orta Doğu beklentisi öyle söylendiği gibi olmayacak. Bu beklenti Neo-Osmanlı hayalinin, Emevi Camii’ne girip çıkmanın ötesine gidemeyecek. Çünkü burada en başından beri Trump-Picot planı uygulanıyor. Sykes-Picot’ta sınırları çöpe atan Batı, Trump-Picot’ta yeni enerji sınırları çiziyor. Burada, ABD-İran savaşında söylediğim gibi, "mesele toprak değil, enerji hatları, yolları" dediğim gibi işliyor.


Türkiye ise Terörsüz Türkiye adı altında girdiği Neo-Osmanlı hayalinin sonunda elinde avucunda sadece retorik söylemler dışında hiçbir şeyin kalmayacağı bir pozisyona düşecek gibi görünüyor.


Bugün Türkiye’nin beklentisi Orta Doğu’da "kuru" bir hamilik değil; somut bir sonuç getiren güç olmak zorunda.


Ankara’da yapılacak NATO toplantısına odaklanmadan önce son bir yılda Orta Doğu’da yapılan enerji, maden, yol ve altyapı anlaşmalarına bakmak, oralardan sonuç çıkararak bir değerlendirme yapmak kaçınılmazdır.


Mavi Vatan’ın sınırlarını çizmek başka, orada tek bir deniz kabuğunun üzerinde hak talep etmek başkadır.


NATO’da Türk-Kürt-Arap kardeşliği vurgusuyla öne çıkartılacak söylemlerin aslında Trump-Picot 1.0’a hizmet ettiğini ve bölgede ABD’nin stratejik derinliğini artırdığını görmek zorundayız.


Son söz...


İktidar, emperyalist ABD’nin Bağımsızlık Günü’nü kutlamak yerine Türk milletinin 7 düvele karşı verdiği Kurtuluş Savaşı’nın sebeplerine ve Batı’nın Türkiye hedeflerine 1919 koşullarıyla bakmak zorundadır. Çünkü Batı, 1919’dan bugüne bakışını hiç değiştirmemiştir.


Her fırsatta önce ekonomik kriz, sonra darbeler, sonra ASALA, sonra PKK ile ülkeyi darboğaza sürükleyen Batı’nın PKK’yı haritadan silme şartı olan yeni anayasa dayatması, yani 42. madde ve 66. madde dayatması unutulmamalıdır.


Nitekim en son Diyarbakır’da ortaya çıkan tablo ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Kurtuluş Savaşı tanımını hedef alması aynı çizgidedir.


Bilmeyenler için söylemekte fayda var.


Kurtuluş Savaşı; bu milletin, bu toprakların her karışını sömürmeye çalışan, koloni kurmak isteyen, madenini, taşını, toprağını, havasını, suyunu gasp etmek isteyen, Anadolu’dan İslam sancağını sürmek isteyen emperyalizme karşı ayağında çarığıyla, açlıkla, sabırla ve imanla mücadele eden Türk milletinin onurlu duruşunun ve istiklal tutkusunun adıdır.


Gazeteci/Yazar Mustafa DİLEK

TAKİPTE KALIN
PUAN DURUMU
# TAKIM O P