KÖŞE YAZISI

Karayollarının Picasso Tablosu: Habib-i Neccar Kavşağı

Karayollarının Picasso Tablosu: Habib-i Neccar Kavşağı

Hatay’da yapımı tamamlanan ve devam eden ulaştırma çalışmaları artık belirli bir seviyeye geldi. Arka arkaya açılan üst geçitler trafiği önemli ölçüde rahatlattı. Üstelik açılması planlanan en az 5 üst geçit daha var.

Bu tablo, zamanla çevre yolu özelliğini kaybederek şehir içi yola dönüşen ana arterlerdeki trafik yoğunluğunu azaltmak adına oldukça önemli.

Öyle ki Hatay’ın artık fiilen üçüncü bir çevre yoluna ihtiyacı var. Bu yolun da gelişen TOKİ hattı üzerinde planlanması gerekiyor. Hatta bu ihtiyacın adı depremden önce MHP Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı tarafından bile konmuştu.

Bugüne kadar İskenderun, Antakya, Yayladağı, Erzin-Dörtyol hattı, Altınözü ve Reyhanlı gibi ana güzergâhlarda ciddi çalışmalar gerçekleştirildi. Yapımı tamamlanan bu projelerin toplam maliyeti 3 milyar 985,4 milyon lira.

Yapımı devam eden 12 projenin toplam maliyeti ise 11,5 milyar lira seviyesinde. Üstelik imzası atılan Dörtyol-Hassa Otoyol ve Demiryolu Projesi’nin maliyeti 68,9 milyar lira, Dörtyol-Konacık-Samandağ balıkçı barınaklarının maliyeti ise 1 milyar 247 milyon lira.

Buraya kadar her şey normal. Hatta yapılan işleri “muazzam yatırımlar” olarak bile nitelendirebiliriz.

Ama bugün bu yazının başlığını oluşturan Picasso tablosunu konuşmadan olmaz.

Önce Hatay Büyükşehir Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi binbir tanıtımla kamuoyuna aktarılan, ardından yeniden yapılacağı söylenen ve günün sonunda Hatay’da yaşayan hemen herkesin “burada bir yanlışlık var” dediği Habib-i Neccar Kavşağı’na, yani Honda Kavşağı’na bakalım.

Ne yazık ki karşımızda ciddi bir planlama ve öngörü hatası var.

Kavşağa kuşbakışı baktığınızda yol çizimleri, ulaşım dağılımı, trafik akışı ve birbirine tezat bağlantılarıyla Habib-i Neccar Kavşağı, deyim yerindeyse tam bir Picasso tablosu gibi.

Buranın planlamasını yapan ekip de sanki Picasso gibi görünenle değil, kendi düşündüğü gerçeklikle ilgilenmiş.

Defne-Samandağ hattını doğrudan İskenderun yönüne aktarmak yerine, trafiği dümdüz Reyhanlı hattına bağlayan bir kurgu ortaya çıkmış.

İşte yapılan bu planlama hatası, üst geçitlerle zamandan sağlanan tasarrufu kavşağa geldiğiniz anda adeta yerle bir ediyor. Kavşağa kadar ne kadar hızlı gelirseniz gelin, burada kaybettiğiniz zaman üst geçitlerin yapılma mantığıyla hiç ama hiç uyuşmuyor.

Bir tarafta milyonlarca, hatta milyarlarca lira harcayarak trafiğin kesintisiz akması için üst geçitler yapıyoruz; diğer tarafta hızlandırdığımız bütün trafiği tek bir kavşakta yeniden yavaşlatıyoruz.

İşin ilginç tarafı, buranın projesini çizen arkadaşlar geometriyi de tam Picasso gibi yorumlamış. Yollar bölünmüş, parçalanmış, farklı yönlerden gelen araçlar aynı noktalarda buluşturulmuş, ana arterlere ulaşabilmek için gereksiz bağlantılar oluşturulmuş. Zaten kuşbakışı baktığınızda ortaya çıkan tablo tam da böyle.

Ve gelelim finale...

Picasso’nun en belirgin özelliklerinden biri neydi?

Aynı anda birden fazla gerçekliği göstermek.

Habib-i Neccar Kavşağı’nda bu resmen dışavurmuş.

Düşünün...

İskenderun’a gideceksiniz, önce bir dönüş yapmak zorundasınız. Diyelim ki yanlışlıkla üst tarafa yöneldiniz; bu kez neredeyse tam bir U dönüşü yapmak durumundasınız.

İskenderun tarafından gelirken de sağdan ilerlemeniz yetmiyor. Ana güzergâhınızda devam etmek için içerideki kavşak trafiğinin içine girmek zorundasınız. Üstelik her iki durumda da ana yola açılan trafik aynı dar alanda birleşiyor. O noktaya girmeden ilerleme kaydetmeniz neredeyse mümkün değil.

Yani bir kavşağın temel görevi trafiği dağıtmak olması gerekirken, burada trafik önce toplanıyor, sonra yeniden dağıtılmaya çalışılıyor.

Bu noktaya kadar projeyi çizen ekip Picasso mantığına o kadar bağlı kalmış ki ortaya gerçekten kusursuz bir tablo çıkarmış!

Tek farkla...

Picasso geometrinin sınırlarını tuvalde zorladı.

Biz ise kavşakta zorlamışız.

Şimdi acı gerçeği de konuşmak lazım. Bu kavşak böyle kalmayacak. Kalamaz.

Çünkü bugün sahada gördüğümüz tablo, birkaç şerit çizgisinin değiştirilmesiyle ya da birkaç yön levhasının yerinin değiştirilmesiyle çözülebilecek bir mesele değil. Burada temel problem, kavşağın ana ulaşım akslarının birbirleriyle nasıl ilişkilendirildiğinde.

Yani mesele makyaj değil, planlama.

Daha kötüsü ne biliyor musunuz?

Hatay’ın ulaşım altyapısına milyarlarca lira harcanırken, yeni üst geçitlerle dakikalar kazandırılırken, Habib-i Neccar Kavşağı’nda yanlış planlama nedeniyle o dakikaları yeniden kaybediyoruz.

Bir tarafta trafiği hızlandırmak için üst geçit yapıyoruz, diğer tarafta hızlandırdığımız trafiği bir kavşağın içerisine dolduruyoruz. Bunun ulaştırma mantığında bir karşılığı olamaz.

Üstelik mesele yalnızca bugün de değil.

TOKİ bölgeleri büyüyor. Şehrin nüfus ağırlığı değişiyor. Yeni yerleşim alanları oluşuyor. Antakya’nın ulaşım alışkanlıkları deprem öncesindeki Antakya’dan tamamen farklı bir noktaya gidiyor. Dolayısıyla bugün bile zorlanan bu kavşağın birkaç yıl sonra taşıyacağı yükü şimdiden düşünmek gerekiyor.

O nedenle Habib-i Neccar Kavşağı için yapılması gereken belli:

“Yaptık, oldu.” demek yerine, “Yanlış yaptık, düzeltiyoruz.” denilmeli.

Bunda utanılacak hiçbir şey yok.

Asıl yanlış, herkesin gördüğü bir planlama problemini savunmaya çalışmak olur.

Çünkü Hatay’ın Picasso tablosuna değil, cetvelle çizilmiş kadar anlaşılır bir ulaşım planına ihtiyacı var.

Picasso sanat dünyasında devrim yaptı. Nesneleri parçaladı, farklı açılardan aynı anda gösterdi, geometrinin sınırlarını zorladı.

Ama Picasso bunu tuvalde yaptı. Kavşakta değil.

Habib-i Neccar Kavşağı’nda ise her gün binlerce sürücü, istemeden bu tablonun içine giriyor.

Halkı Picasso ile buluşturmanın başka yolları da var. Sanat müzesi açmak gibi.

Neyse, böylelikle bir fikir doğmuş oldu diye sırtınızı sıvazlayalım. Belki hatadan yeni bir yatırım doğar.


Gazeteci/Yazar Mustafa DİLEK

TAKİPTE KALIN
PUAN DURUMU
# TAKIM O P